ÖNSÖZ
Değişim, yeni bir yüzyılın eşiğinde sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. her alanında, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok daha hızlı bir şekilde ya-şanmaktadır. Değişimin odağında ise “bilgi” ve “bilim” yer almaktadır.
Şüphesiz, bu değişimden ve dönüşümden en çok etkilenen alanların başında da eğitim gelmektedir. Özellikle son çeyrek yüzyılda bilgi toplumunda egemen olan “üretim paradigması” bilgi tabanını değiştirdiği gibi eğitimli insanın tanımını ve öğrenme-öğretmeye ilişkin yaklaşımları da etkilemiştir. Bu alandaki başlıca değişme, öğrenme ve öğretme süreçlerindeki ilgi odağının “öğretme ”den “öğrenme” ye kayması olmuştur.
Bilgi artık her yerdedir. Onu sınırları belli kurumlara hapsetmek mümkün değildir. Önümüzdeki yıllarda (3-5 yıl diyen Fütüristler de var) eğitim alanında meydana gelecek değişiklikler, modern okulun, üç yüz yılı aşkın bir süre önce kitapların basılmasıyla ortaya çıkışından bu yana görülen değişikliklerden daha büyük olacaktır. Sadece 2008 yılında üretilen bilgi miktarının son 5 bin yılda üretilen bilginin toplamından fazla olması (Baltaş, 2012) ve bilginin her 29 saatte bir ikiye ( Erkut, 2018) katlanması bunun açık işaretleridir.
Bu değişim, eğitim sistemini ve toplumsal yapıyı zorlamakta ve bundan en çok etkilenenler de çocuklar ve gençler olmaktadır. Çünkü teknolojik yeniliklerden, bilgi paylaşımındaki kolaylıklara kadar her şey onları derinden etkilemiş ve yeni kuşakları öncekilerden tamamen ayrıştırmış bulunmaktadır.
Çağdaş toplumlar sürekli değişim halinde bir yandan yenileşirken, bir yandan da kendi mekanizmalarını bu yeni durumlara uyarlamaktadırlar. Son 20-30 yılda, eğitime olan etkilerin uygulamaya dönüşmesi için hemen hemen bütün ülkelerde yeniden yapılanma arayışı ve çabaları gözlenmektedir.
Dünyadaki gelişmeler ve araştırmalarla paralellik açısından bakıldığında Türkiye’de yenilenen (MEB, 2004) öğretim programının yeni yaklaşımlara uygun olarak hazırlandığı görülmektedir. Ancak kuramdan uygulamaya geçiş kolay olmamıştır. Yeni sisteme geçişte özellikle öğretmenler ve eğitimin diğer paydaşları hazırlıksız yakalanmıştır. Eğitim yöntemlerinde bireysellik ön plana çıkarılamamış, bireyin kendi yetenek ve potansiyelini keşfetmesi, ilgi duyduğu alanlara yönelmesi hayata geçirilememiştir.
Oysa bilim yapmadaki yeni anlayış, bilginin doğasında yeni değerler, öğrenme ve öğretme hakkındaki yeni bilgiler öğrenmenin parmak izi kadar kişiye özgü bir olgu olduğunu, uygun öğrenme ortamı sağlandığında öğrenemeyecek kişinin olmadığını ortaya çıkarmıştır.
Bilindiği üzere öğrenmek ve öğretmek için bir çok yol vardır. Herkes öğrenebilir ama herkes aynı şekilde öğrenemez. Bütün çocuklara uyan bir öğrenme stili yoktur. Herkesin en iyi öğrendiği yolu bulup o yolu açmalı ve o alanda ilerleme kolaylaştırılmalıdır. Bu bağlamda öğrencilerin çeşitli yönlerden incelenmeleri ve tanınmaları gerekmektedir. Bu da eğitimde bireyi tanıma teknik ve yöntemleri ile mümkün olmaktadır. Bireyi tanıma tekniklerinin kullanılmasındaki asıl amaç, bireyin kendini tanımasına yardımcı olmaktır.
Türk dilinin en önemli şairlerinden Yunus Emre bireyin kendini tanımasının önemini bir şiirinde şöyle anlatmıştır:
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen,
Ya nice okumaktır.
Okumaktan murat ne?
Kişi Hak'kı bilmektir,
Çün okudun bilmezsin,
Ha bir kuru ekmektir.
Bu kitapta bireysel farklılıklara, bireyi tanımanın, önemine, temel ilkelere ve öğ-rencinin tanınması gereken özelliklerine birinci bölümde örneklerle yer verilmiştir.
Bilinçli bir çiftçi ağacın özüne saygı gösterir. Çiftçi ağacın özünün ne olduğunu bilir ve o öze saygısı vardır. Çiftçi elma ağacını muz ağacı yapmaya kalkışmaz, elma ağacının en çok meyve veren elma ağacı olması için uygun ortam hazırlar. Ortamını bulan elma ağacı da verebileceğinin en çok elmasını verir.
Çocukların okuldan yeteri kadar yararlanarak iyi bir eğitim almaları için velilerin de kendilerini tanıma ve geliştirme, çocuklarını tanıma, eğitim ve öğretim kavramlarını, okul kültürünü öğrenme ve okulların müfredatı hakkında bilgi edinmeye ihtiyaçları vardır. Kitabın ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerinde eğitimin önemli paydaşlarından olan anne ve babalara bu konuda ayrıntılı bilgiler verilmiştir.
Bir toplumun en önemli görevi, her vatandaşını potansiyelinin son sınırına kadar geliştirmek için gerekli olan eğitimi vermektir. Hiç kuşkusuz en iyi eğitim ancak en iyi öğretmenlerle verilebilir. Hiçbir okulun kalitesi öğretmenin kalitesinden fazla olamaz. Öğretmen okulun ruhudur. Ancak bilgi çağı, bütün geleneksel kurum ve mesleklere olduğu gibi öğretmenlik mesleğine de meydan okumakta ve onu değişime zorlamaktadır.
Eğitim sistemi, yeni kuşaklara uygun şekilde değişimden geçerken, öğretmen algısı da değişmektedir. Geleneksel öğretmen tanımı, genç kuşakların ihtiyaç ve taleplerine cevap vermekten çok uzak kalmaktadır. 20. yüzyılın sonlarında eği-tim alanında devrim niteliğinde çok önemli tespit ve çıkarımlar yapılmıştır. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi öğretmen formasyonundaki değişikliktir. Öğretmenlik mesleği yeni bir formasyona evrilmiştir.
Kitabın, beşinci bölümünde eğitimin en önemli paydaşları olan öğretmenlere, eğitim yöneticilerine öğrencilerin bireysel farklılıklarını tanıma ve sorunların çözümüne yönelik yapacakları rehberlik çalışmalarında yardımcı olabilmek amacıyla çok sayıda bilimsel araştırma çıkarımlarına yer verilmiştir.
Kitabın altıncı bölümlerinde ulusal ve uluslararası alanda “okuma, okuma alışkanlığı ve okuma kültürü” kavramlarına, ilgili veri tabanları taranarak ulaşılmıştır. Veri Tabanlarından ulaşılan kuramsal ve uygulamalı çalışmalara yer verilerek okuma kültürüne ilişkin genel bir çerçeve çizilmesi amaçlanmıştır.
Kalkınma sadece ekonomik değil sosyal açıdan da değerlendirilen çok boyutlu bir kavramdır. Bu nedenle ülkeler gelişmiş ya da gelişmemiş olarak değerlendiri-lirken sosyal, siyasi ve ekonomik bütün koşullar göz önüne alınmaktadır. Bir ülkenin gelişmişlik kriterlerine bakılırken değerlendirilen en önemli kriterlerden biri de eğitimdir. Eğitim tüm ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır.
Kitabın yedinci bölümünde literatür taraması yoluyla eğitim ve kalkınma ilişkisi, çeşitli ülkelere ilişkin veriler incelenerek değerlendirilmiştir.
Yedi bölümden oluşan bu kitap, teorik bilgiler ile birlikte uygulamaya yönelik anlaşılabilir, uygulanabilir bir içerik ve dille “kaynak kitap” olarak hazırlanmıştır.
Kitabın eğitimin tüm paydaşlarına kendilerini geliştirmede katkıda bulunması diliyorum. Saygılarımla
İsmail ZENGİN


Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...